Batmanda 2001 yılından bu yana üçüncü kez hırsızlığa maruz kaldım.
Hırsızların şahsıma karşı ilk eylemi 2001 yılında gerçekleşti. Sağlık mahallesinde bir sonbahar gecesinde evde olmadığım istihbaratını alan hırsızlar gece saat 23 civarlarında giriş kapısını kırarak evimize girip para eden eşyaları kardeş payı ile paylaştırarak yarısını alıp diğer yarısını ise bize bırakmıştılar. Olayı Polise bildirdik. Eve gelen polis her olayda olduğu gibi parmak izlerimizi ve ifadelerimizi almıştı. İfadelerin ve delil toplamanın ardından karakola getirilerek bir saate kadar ifade verme ve tutanak işlemi devam etmişti. Telefonumda emniyette kaydedilerek hırsızların bulunması durumunda bana haber verilecekti.
Hırsızlık olayının ardından üyesi bulunduğum Gazeteciler cemiyeti de Emniyet müdürünü ziyaret ederek hırsızlık olayının aydınlatılmasını talep etmiştiler. Aradan yıllar geçti hırsızlar maalesef bulunmadı. Geçen sen bu vakitlerde Nasıroğlu iş merkezindeki iş yerim kapısı açılarak soyuldu. Geçen hafta Perşembe günü Benim Belediyespor kampında olduğumu ve Eşimin de amcasında misafirlikte olduğu istihbaratını alan hırsızlar yine harekete geçerek gündüz saat 15 sıralarında çelik kapılı evimizin iki kilidini kırarak evimize girdiler. Aynı hafta içinde Çok katlı otopark karşısındaki üyesi olduğum Çevre Gönüllüleri Derneğinin kapısını kıran hırsızlar fukara olan derneğimizi de ansızın ziyaret etmiştiler. Olay yerine gelen polisler arkadaşlarımıza sormuşlar "davacımsısınız?" "orada hazır bulunan arkadaşlarımız hayır "demişler. Sanırım onlarda benim gibi "EVET DAVACIYIM" DEMENİN hırsızlık olayını aydınlatacağına katkı sunacağına inanmamışlar. Bende de bu kanaat oluştuğu için ilk hırsızlık olayı hariç diğer hırsızlık olaylarında hırsızlarımdan davacı olmadım. Çünkü olsam bile artık bunun sonucu değiştirmeyeceğine inanıyorum.
Bu kadar çok kenti gözetleyen göz (OBESE kameraları) varken kentimizde gerçekleşen kapkaç ve hırsızlık olaylarının büyük bölümünün aydınlatılmaması insanlarda güven zedelenmesine yol açıyor. Benim evim ile Emniyet müdürlüğünün bahçe duvarının bir birine uzaklığı 100 metre kadardır. Yani sizin anlayacağınız Emniyet ve valilik binası ile komşu sayılırız. Hırsızlığa maruz kalmayana kadar da kendimi güvenli bir bölgede his ediyordum. Benim oturduğum apartmanda son 2 yılda 4’ü gündüz olmak üzere 5 kez hırsızlık olayı meydana geldi. Ancak hala yaşanan hırsızlık olayları aydınlatılmış değil. Özelikle son bir yılda hırsızlar tam pervazsızlaştılar. İbadethane, eğitim yuvası, Çevre derneği, kamu hizmeti veren kurumlar, kanalizasyonların logar kapaklarına kadar yöneldiler.
Hatta okula çocuğunu götüren hamile kadının ellerindeki bileziğe alabilmek için sokak ortasında kadınları bıçakladılar. Emniyet görevlilerinin de evlerine girerek beylik silahlarını bile çaldıkları iddia ediliyor. Merhamet ve vicdan sınırlarını aşan hırsızlıkların gittikçe artması insanların kafalarında soru işaretlerinin oluşmasına neden oluyor. Hırsızlığa maruz kalanlar sadece maddi açıdan kayıpları olmuyor. Daha çok manevi olarak mağdur duruma düşüyorlar.
Çünkü can güvenliğinin olmadığını düşünüyor. Aile bireyleri psikolojik olarak çok yıpranıyor. Kendi ailemde de bunu görüyorum. Hırsızlık olayından sonra çocuklarımın en küçüğü olan 6 yaşındaki kızım günüz saatlerinde bile odada yalnız kalamıyor bir odadan diğer odaya tek başına gidemiyor. 8 Yaşındaki oğlum daha önce boş zamanlarında hep dersi ile ilgiliydi. Şimdi ise bize hep hırsızlar ile ilgili sorular soruyor. İnsanların sohbetlerinin başlıca konusu hırsızlık olayları ve çetelerdir. Geçen bir taziyede konuşulanlar Batmanda vahim durumu ortaya koyuyordu. Taziyede hırsızlık olaylarının konuşulduğu bir sırada yaşlı bir dayı söz alarak hırsızlık olaylarına karşı her sokağın örgütlenerek kendi yöntemleri ile hırsızları yakalayıp cezalandırılması yönteminin çözüm olabileceğini söylüyordu.
Şayet böylesi tehlikeli bir yöntem gelişirse bu devletin güvenlik birimleri ve Yargıya olan güveni de büyük ölçüde zedeler. 10’ dan fazla Sivil toplum örgütüne üye biri olarak temiz çevre, temiz toplum ve insan hakları mücadelesi veriyorum. Ancak, bir avuç duyarlı yurttaşlar olarak verdiğimiz kutsal mücadeleye rağmen toplumun günden güne yozlaşıp insanlık ailesinin yörüngesinden uzaklaştığını kaygı ile izliyorum. Hırsızlık, dolandırıcılık, kapakçılık, uyuşturucu şebekeleri, çetecilik günden güne artıyor. Bunun zararı bu gün belki bireysel olarak kişileri etkiliyor ancak ileriki sürece Batmanda önü alınamayacak bir düzeye gelebilir. İnsanların maruz kaldığı her türlü yolsuzluğa, soyguna ve haksızlıklara karşı hukuki mücadele ile demokratik hak arayışı yöntemini benimseyen biri olarak ben bile maruz kaldığım hırsızlık olaylarına karşı davacı olmuyorsam, varın siz gerisini düşünün. Evet en son maruz kaldığım hırsızlık olayında "hırsızlarlar (lar, lar, lar, lar) dan davacı olmadım. Çünkü davacı olmamın hiçbir şeyi değiştiremeyeceğini düşündüm.
Geçmişte oldum da meye yaradı? Hadi diyelim davacı oldum peki ne değişecek? çok zayıf bir ihtimalle hırsızlar yakalansa bile yasalar ve ön görülen suçtan ya savcılığa çıkarıldıktan sonra veya da ilk duruşmada serbest kalacaklar. Belki davacı olmadığımı duyan hırsızların ise insaf ve merhamet göstererek bir daha evime girmeyeceklerdir. Böylece davacı olmaktansa davacı olmamanın daha karlı bir yöntem olabileceğini düşündüm. . (Bu tavrım hırsızlar lar lar lar ‘ı vicdanımda akladığım ve af ettiğim anlamına gelmesin sakın. Hırsızlığın her dinde ve her devletin yasalarında cezası ağırdır. Hırsızlığa en ağır cezayı da İslam dini öngörüyor. En basit ceza hırsızlığın yapıldığı el’in kesilmesidir. Hırsızlığın nitelik ve şekline göre de ceza ağırlaştırıyor ve hırsızlığın cezası idam bile olabiliyor.)
Not: Hırsızlar deyince hem yazının başlığında hem de yazı içerisinde yerde lar ekini birkaç kez eklemenin nedeni Batmanda sayıları oldukça çok olduğuna inandığımdan kaynaklanmaktadır.
RECEP KAVUŞ