İnsan, insanın kurdudur...
Yüzyıllar önce yaşamasına rağmen "İnsan, insanın kurdurur" demiş ünlü düşünür Thomas Hobbes. Hobbes"e göre "İnsanlar doğuştan eşit haklara sahiptirler. Bu eşitlik, sonuçta amaçlarına erişme umudunun eşitliğini sağlar. Buradan hareketle aynı anda sahip olamayacakları bir şeyi isterlerse çatışma doğar.
Çatışma, düşmanlığı ve diğerini baskı altına almayı ya da yok etmeyi doğurur. Kişi kendi varlığını korumak için gerekli her şeyi yapacaktır. İnsan doğasında üç temel savaş nedeni mevcuttur; rekabet, güvensizlik ve şan, şeref
Birincisi kazanç için, ikincisi güvenlik, üçüncüsü ise toplumsal statü için mücadele eder. Birincisinde insan kazanmak için çevresindeki fiziki ve sosyal unsurları egemenliğine katmak ister, bunun için şiddete bile başvurur. İkincisinde kendini korumak için, ikincisinde ve üçüncüsünde de aynı gerekçelerle şiddete başvurur, yani sonuç olarak birlikte yaşayan herkes herkese karşı savaş halindedir. Doğal durumda bunun için herkes çatışma içerisindedir. Bu yüzden devletin varlığı gereklidir." der.
16.yüzyılda yaşamasına rağmen Hobbes"in söyledikleri günümüz toplumların açıklayıcısı olmuştur. Doğa durumunda, normal olarak çatışmanın olduğu ve bu yüzden sürekli insanlar savaş halindedir. Ama doğa durumundaki toplumlardan günümüz toplumuna gelindikçe savaşların daha da arttığını görmekteyiz.
Teknoloji ve sanayinin gelişmesiyle birlikte modernleşen insanların, kaynaklar üzerine olan ihtiyaçları da hızla artmıştır. Eskiden sadece temel geçim kaynağı derdinde olan ilkel insanlar, şimdilerde ise sömürgeleştirme ve güç kazanımı için savaşlar yapmaktadır.
Petrol, su, küçük bir toprak parçası için savaşlar yapılmakta. Savaşlar sonucunda milyonlarca insanlar ölmektedir.
Hz. dem"in oğlu Kabil"in akıttığı ilk kandan itibaren, insan kanın akması bir gelenek haline gelmiştir. Geçmişimize baktığımızda din üzerine yapılan savaşları, ırk-sınıf mücadeleleri sonucunda milyonlarca insan ölmüştür. Tarihimiz sürekli savaşlara sahne olmuştur. Tarihimizden savaşları sildiğimiz zaman geriye bir şeyin kalmadığını görmekteyiz.
Devletin olmadığı toplumlarda fert halinde yaşayan insanlar, devletin oluşmasıyla birlikte insanlar, fert, kişi olmaktan "birey"e geçmişlerdir. Fertler arasındaki savaşın yerine, devletlerarasındaki savaşa, yerini bırakmıştır. Kişisel ben, hırs duygusu daha çok kazanma ve tüketme isteği olan toplumlar haline geldik.
Kapitalizmin daha çok üretme ve kazanma için sömürgeciliği esas kıldı. Bu durum devletlerarası savaşların artmasına neden oldu. Bu şekilde kapitalizimle birlikte savaş "küresel" hale gelmiştir. Egemen devletler, egemenlik alanlarını genişletmek için savaşlara başvurdular.
Ok, yay yerine, en ağır silahları kullanmaya başladık. Bir yayın öldüreceği, bir insana karşılık, bir kimyasal silahla binlerce insan yok edilmektedir.
Yaşanılan her savaşta kaybeden taraf bellidir; masum ve sivil insan. Savaşlar sonucunda çevre dengesi tahribata uğrar ve tarihi eserler yok olur.
Dünya hepimize yeter ama koskocaman dünyaya karşılık büyüyen çıkarlar, mekânın daralmasına ve daha fazlasını istememize sebep olmaktadır.
Dünyanın diğer bir ucunda olan ABD "özgürlük ve demokrasi getireceğim" gerekçesiyle binlerce insanın ölmesine ve değerli tarihin yok olmasına sebebiyet verdi.
Demokrasi geldi mi?
Demokrasi gökten zembille mi düşer?
Ne NATO nede Avrupa engel oldu kanlı savaşa. Kaybeden her zamanki gibi masum insan oldu. Savaş petrol-enerji savaşıydı ama özgürlük, barış süsü ile meşrulaştırılmaya çalışıldı.
ABD-IRAK savaşından sonra gönül isterdi ki artık savaşlar olmasın. Yeni nesillere acı bir öykü olarak bahsedecektik. Ancak daha fazla geçmeden yeni savaşlara şahit olmaktayız. Savaş görmeyen nesilleri bulmak oldukça zor hale geldi.
ABD-IRAK savaşın yaraları daha sarılmamışken RUSYA-GURCİSTAN savaşı patlak verdi. Saakaşvili Güney Osetya"nın bağımsızlığına karşı, harekât düzenliyor, Rusya ise Güney Osetya"ya barış getirmek için Gürcistan ile savaşıyor. Bütün bunlar sahne önündeki görüntüler. Sahne arkasında savaşın gerçek nedenlerini görmekteyiz.
Asıl savaş ABD ve RUSYA arasındaydı. Dünyaya egemen olan iki güç arasındaki hesaplaşmalardan başka bir şey değildi. Sovyet Rusya"nın dağılmasıyla birlikte küçük küçük devletler haline gelen Karadeniz bölgesi, istikrarsızlığın adresi oldu. Rusya"yı savaşlarıyla bilirdik. Son zamanlarda dinginleşen Rusya, son yıllarda hızla güçlenmeye başladı. Bu da yeni savaşın doğmasına sebep oldu.
Saakaşvili tecrübeli bir siyasetçiydi. Buna rağmen bu şekilde nasıl davrandığına anlam veremedim. ABD ve Batı"ya sırtını dayarak böyle bir oyunun içine nasıl giriyor?
Santraç oyununda en önemli kural doğru hamle yapmaktır.
Yapılan yanlış önemli kayıplara sebebiyet verir. Santraçta yapılan yanlış hamlelerin en büyük bedelini piyonlar öder. Gene aynı tablo ve kaybeden piyonlar oldu. Daha ilk günden 1500 masum insan can verdi. Savaş başlar, kim kazanır bilinmez ama kaybeden kabak gibi ortadadır. Masum insan
Daha savaşın ilk gününde kaçan Gürcüler tek taraflı ateşkes ilan ettiler.
Neye yara ki?
Ateş bacayı sarmıştı bir kere.
Savaşsız bir dünya temennisiyle