Kandil Dağı'ndan 8 PKK'lı ve Mahmur Kampı'ndan gelen 26 kişinin serbest bırakılmaları ardından, Habur?dan Diyarbakır'a kadar geçen görkemli karşılanmayı nasıl okumalı?
a) Barışa duyulan özlem!
b) Siyasal gövde gösterisi!
c) Koşulların normale dönmesi ihtimaline karşı içine girilen coşkulu hal!
d) Türk kamuoyuna "biz" samimiyiz mesajı!
e) Hepsi?
Doğu yakasında, üç aşağı beş yukarı resmin tamamı bu! Her ne kadar kim bu resme bakmak, okumak istemiyorsa dahi!
Ya peki batı yakası? Karadeniz, Akdeniz, Ege, İç Anadolu, Trakya?
Ürkütücü bir homurdanma var içten içe, birazda şaşkınlık! Dahası mevcut iktidar bunu izah etmede zorlandığı için muhalefetin inanılmaz baskısı altında!
Şimdi den şehit-gazi aileleri dernekleri, valiliklerin kapılarına dayanıp, kendilerine verilen gazi övünç madalyalarını devlete iade etmenin kızgınlığı içinde?
Batı kamuoyundaki bu ürkütücü şaşkınlığı iyice deşmeliyiz kanısındayım, savaşın sonlanmasına, barışın tesis edilmesine karşı bu duyarsızlığı, karşı çıkışları zor anlarız yoksa.
?Şaşmak? adlı makalemde buna kısmen değinmeye çalışmış, şöyle demiştim;
"Düşünceleri dağılmış, karışmış ve ne yapacağını bilemez duruma gelmiş?" diye tarif ediyor "Şaşkın" sözcüğünü Türk Dil Kurumu sözlüğü!
Peki, bir grubun, topluluğun ya da toptan bir halkın toptan şaşkınlaşma durumu söz konusu olabilir mi?
Olabilir evet...
Herhangi bir tedhiş veya toplumsal harekete karşı, güvenlik kurumları silahlı mücadele ile beraber, dünyadaki bütün emsalleri gibi, birde psikolojik mücadele teknikleri geliştirmişlerdir söz konusu güçlere karşı!
Askeri literatür, bu savaş tekniklerini, hedef kitlenin duygu, düşünce ve davranışlarını, kendi amaçları doğrultusunda etkilemek ve değiştirmek amacıyla yapılan planlı propagandalar diye tanımlıyor.
Olan bu işte, şaşkınlığın izini buradan sürmeli...
"Yalanlarla bizi bunca yıldır zehirliyorlar" diye Türk Medyasını işaret etmişti bir söyleşisinde Orhan Pamuk, bu şaşkınlaştırma vaziyeti için yıllar önce.
Sosyolog İsmail Beşikçi ise bilgi üreten kurumları, özcesi üniversiteleri, okulları ısrarla dile getiriyordu!
Bu şaşkınlaştırma mekanizmasının içinde olan resmi bürokrasiyi bilmem hatırlatmaya gerek var mı?
Geriye, Yasa ve tüzüklerle kolu kanadı kırılan siyasi parti, dernek, vakıf, meslek odaları, sanat ve spor camiaları kalıyor ki onlar da kraldan çok kralcılığa soyunduruldu, mevcut Cumhuriyet tarihinde.
Kocaman, uyduruk, saçma tezlere kurban edildi, Anadolu'nun kaderi böylece!
Kürt kanadından gelen ister samimi ya da taktik olsun bütün jestler, girişimler peşinen mahkum ediliyor?
Deyim yerinde ise, batı yakasındaki bu kör ve nefretle ilişkili hassasiyet ile Kürt demokrasi mücadelesi tutsak edilmiş?
İste Kürt deyin, ister demokratik açılımın selameti için, mevcut iktidarın Kürt kanadından talep ettiği şey bu günlerde genelde şu oluyor. "Şov yapmayın, lütfen abartıya kaçmayın, ya da siz isterseniz hiç karışmayın?"
Bu hassasiyetleri törpüler mi peki? Sanmıyorum! Bu hassasiyetlerin üzerinden bir takım siyasi hesaplar yapılıyor! Yoksa neden o kadar kaşısın ki bu hassasiyeti muhalefet?
Neyse ki bir trafik kazasının dışında hatırladığım kadarı ile pek bir olaya rastlamadık söz konusu bu "Barış elçilerinin gelişi" seremonisi esnasında...
Geriye dönülemez bir süreç var artık önümüzde!
Ama bu sürecin artık bir daha kötüye gitmeyeceği anlamına gelmiyor! Netameli bir durum bu, içinde her türlü uğursuz tehlikeyi barındırıyor, biz bunları tartışa dururken, şimdide Avrupa?dan gelecek ikinci barış grubunun hazırlıkları yapılıyor, grubun karşılanması ve uğurlanması için Almanya?da da bir hazırlık komitesinin kurulduğu, 28 Ekim?de Düseldorf?tan İstanbul?a uçakla gelineceği. Karşılama ve uğurlama törenleri ile ilgili planlamanın ise daha sonra duyurulacağı açıklanmış durumda?
Bir ihtimal İstanbul'a gelecek gruplar içinde coşkulu geçecek karşılamalar yapılması düşüncesi var ya da belki de daha sade bir şekilde geçiştirilecektir?
Ama Atatürk hava limanından şehrin içine doğru akacak bir konvoya pek sempati ile bakılacağını sanmıyorum! Bekleyip göreceğiz evet, temennimiz bir tatsızlığın çıkmaması.
Meramımızın başında doğu yakasındaki barışa dair coşkunun yanında batı yakasında ürkütücü bir homurdanmanın olduğunu ifade etmiş nedenlerini sıralamaya çalışmıştık...
Provakasyonlara açık olacak bu tip coşkulu karşılamalara hazır değil kısacası batı yakası!
Çünkü ne daha bu kirli savaşın izahını yapacak kadar itidalli, ne de barışın kendisine neler kazandıracağının idrakinde bir gerçekliği var bu kamuoyunun.
Kısacası özcesi, İte kaka zorladıkları barış kapılarının kapanmaması için görev Kürt siyasetçilerine düşüyor!
Batı yakası kamuoyunu ikna etmekte devletin boynunun borcu, bu nefrete dayalı politikayı sonlandırmak için toptan samimi bir zihniyet değişikliğine gitmek gerekecek, başka yolu yok bunun, önemli olan bu şimdi. Hatta açılımın anahtarı bu dersek abartmış sayılmayız.
Medya, geçmiş politikaları ile devlet, ve bilimum şürekasının Anadolu halklarına yapacağı en büyük iyilik bu olacak... Bu olmadığı sürece ciddi bir toplumsal mutabakatın gerçekleşeceğini beklemek safdillilik olur.