bedeb sadakası, can san sadakası, fıtır sadakası, fıtra, fıtranin cinsi, fitre, Fitre kimlere verilebilir, fitre nasıl verilir, fitre ne zaman verilir, fitre nedir ne demektir, fitre niye verilir, fitrenin hükmü nedir, hanefi mezhebi, hurma kuru üzüm, kim
![]() Okuyucu Mektubu
|
Kürt sorunun ortaya çıkması yani miladı, aynı zamanda doğum günü 29 Ekim 1923 olan cumhuriyetle birlikte gelen, aynılaştırmaya ve bir öteki yaratmaya dayanan toplum çabalarının başladığı yıllardır. O günden bu güne, Kürt sorunu sebebiyle Türkiye, içten kanamalı bir hasta gibi günden güne güç kaybediyor. Kürt sorunu Türkiye'nin göç, kentleşme, faili meçhuller, darbe teşebbüsleri ve yoksulluk gibi birçok meselesinde birincil belirleyici olarak böylece yerini alıyor. Şartlar bu sorunun çözümü için AKP'yi zorluyor. Muhalefet ise elitizm, bürokrasi ve milliyetçilik üçgenindeki dar alana sıkışmış durumda. Bu sorunda iktidara muhalif en etkin çalışmayı DTP yürütüyor. DTP en baştan itibaren, bu sorunda ısrarcı davrandı ve sorunun gündemde kalmasını sağladı. Buradan hareketle DTP'nin muhalefet vazifesini layıkıyla yerine getirdiğini söyleyebiliriz. Ancak farklı zamanlarda farklı modeller öne sürmesi bir dezavantaj. Nitekim bu tutumu, Türk kamuoyunca kararsızlık şeklinde algılanmış durumda.
Öteden beri Türkiye, içindeki bu sorunu birer asayiş sorunundan ibaret görüp doğru okuyamadı ve çözümü askeri müdahaleler üzerine bina etti. Yıllarca Kürtlere karşı düşük yoğunluklu bir iç savaş yürütüldü. Kürt sorununa karşı ciddi bir yanılgıdır bu. Türkiye demokrasisinin olgunlaşmasının önünde bir engeldir aynı zamanda. Ancak yirmi birinci asır demokrasi anlayışı ve dolayısıyla AB, Türkiye'nin bu politikalarını ciddi bir şekilde sorgulamaya ihtiyacı olduğunu düşünüyor. Türkiye, bu sorunu çözemediği için, belki de buna bir türlü fırsat bulamadığı için hiçbir mazeret, hiçbir gerekçe öne süremez. Ülkeye olan kayıpları düşünüldüğünde Kürt sorunu, çözümü aciliyet gerektiren bir sorundur. Bu sebep ve hassasiyetle Türkiye, sorun hakkında mazideki kusurlarını örtmek yerine, bu kusurlarını telafi edeceği ivedi uygulamaları devreye sokmak zorundadır.
AKP, sorun hakkında mahalli seçimlerin hemen öncesinde TRT Şeş vb. bir dizi adımlar atmıştı. Yeni adımlar atmaya kalkışması da, iktidarın demokrasi aşkından ziyade, bir çeşit siyasal şartların zorlamasıdır. İktidarın bu sorunu geçiştirmelik açılımlarla nihai çözüme ulaştıramayacağı da gayet açıktır. Düşünülen yeni açılımlar, öncekilerinin ezberi olacaksa bu durumda, fazla bir şey beklemek doğru olmayacak. Faydalı olmasının yanında, önceki birçok çalışmanın başarılı olmadığı sabittir. Bu ise Türkiye'nin, Kürt politikasını revize etmeye, iyileştirmeye ihtiyacı olduğunu gösteriyor.
Burada, Türkiye'deki dindarlara da büyük işler düşüyor. Onlar da Kürt sorununu, en az bir Filistin ya da Bosna sorunu kadar önemsemeli ve onlarla dayanışma içinde olmalılar. Er ya da geç bu gerçeği anlamış olan AKP, kendi dindar tabanını sorunun çözümünde ikna etmeye çalışıyor. Türk dindarları AKP'ye çeşitli cemaatler vasıtasıyla bağlı durumdalar. İktidar, Kürt dindarların bir kısımlarını ise, bölgedeki şeyhlerle, beylerle, ağalar ve aşiret gücüyle elinde tutmaya çalışıyor. Ancak bağımsız olarak nitelediğimiz dindarlar da azınlıkta değiller. Bunların da, AKP'ye karşı ciddi endişeleri var.
Türkiye'de iç düşman-dış düşman, ayrılıkçılık, din devletine dönüşme gibi paranoyalar bir tarafa, yıllar boyunca Kürt kimliği, bir 'Türk alt kimliği' olarak dayatıldı. DTP bunun tek çözümü olduğuna inanıyor. O da, anayasayı alt-üst kimlik söylemlerine yer bırakmayacak şekilde düzenlemek ve 'Türkiyelilik' kavramını ön plana çıkarmak. Bu, gerçekleşmeyecek bir hayal olmanın aksine, son derece makul bir çözüm önerisidir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Kürt vatandaşlarının mevcut yaşam koşullarını iyileştirmeli, devlete olan güvenlerini tazelemelidir. Kürt meselesinin çözümüne dair atılacak böylesi adımlar, Türkiye siyasetinin içindeki tıkanıklıkları da ortadan kaldırabilir. Nitekim siyasetçiler ve aydınlar, yol haritasının belirsizliği içinde bocalıyor, ancak çeşitli çözüm önerileri de tavsiye ediyorlar. Sorunun çözümünde birçok fırsat heba edilmiş ise de, bugün bizlere herkesten çok vazife düştüğü açık. Çünkü bizler önceki nesillerin faturalarını ve birikmiş hesaplarını ödemekle mükellefiz. Sorunu tek hamleyle çözemeyiz, ancak çözüme ivme kazandırabilir, süreci hızlandırabiliriz. Tam burada iş, parlamentodan çıkar ve her birimize farklı bireysel sorumluluklar düşer.
Sorunun çözümü savaştan yorulan Türkiye için, birinci dereceden gerekli. Bu vesileyle Türkiye, potansiyelini diğer başka sorunlarını çözmek için kullanabilecek duruma gelir. Oysa çözüme yaklaşmayan çevreler bulunuyor ve bunların başında da milliyetçi hareketler var. Milliyetçi Türk kadrolar (başta MHP olmak üzere) halen, bu tür çözüm girişimlerinin ayrılıkçılığa sebep olacağını düşünerek, sürece yaklaşmaktan çekinmekteler. Oysa Kürtlerin çoğu taleplerinin, onları bu ülkeye daha fazla bağlayacağı gerçeğini görmezden gelemezler. Farklılıkların doğal bileşiminden türetilmiş bir birlik ve şarların iyileştirilmesi, Türkiye'nin çok-etnili yapısına zarar vermeyecek, aksine devlete bağlılığı da beraberinde getirecektir. Nitekim tutumlarına bakıldığında Milliyetçi hareketin, farklılıkları anlama konusunda yetenekli olduğu zaten pek söylenemez. Gerek iktidar ve gerekse de muhalif partiler, şimdi olduklarından farklı düşünmeyi başarabilseler, belki çözüme engel büyük bir hengâmeyi de böylece aşmış olacaklar.
Geldiği netice ve sürmekte olan temaslar itibariyle Kürt sorununun çözümü, ancak, parlamentoda faaliyet gösteren partilerin birbirleriyle münasebetlerindeki hassasiyet ve istişareleriyle ulaşacakları mutabakatla mümkün olabilir. Türkiye'nin doğusu ve batısı soruna farklı açılardan yaklaşıyorlar. Çözüme yönelik açılımları batı fazla görüyor, doğu eksik buluyor. Bir yandaki meşru hak talepleri, diğer yanda etnik ayrılıkçılık şeklinde algılanıyor. Sorunun çözümü için sırasıyla, iyi niyet, sonra kararlı bir duruş ve en nihayetinde yurttaşlığı hukuki bir statü olarak gösterecek anayasal değişiklik ve bunların uygulamaları gerekiyor. Sorun; inkâr, ötekileştirme, asimilasyon ve bir tür etnik dışlamadan kaynaklanıyor. Çözüm ise ancak bunların anti-tezinde yani siyasi, ekonomik, anayasal güvence altındaki yurttaşlıkta aranmalıdır.
Bu sorun, Türkiye'nin demokratikleşme sürecinin en önemli mihenk taşlarından biri durumuna gelmiştir. Çözülmesi durumunda ise, demokratikleşme önünde direnen birçok tabuyu yıkmış ve şüphesiz yeni ve daha güçlü demokrasisi olan bir Türkiye ile geleceğe daha güvenli bakan yekpare bir ülkede yaşama fırsatını hep birlikte yakalamış olacağız. Şüphesiz böylece, yirmi birinci asra da daha fazla yakışmış olacağız. Kürt sorununu çözüme ulaştıracak kestirme bir yol ya da sihirli bir değnek maalesef yok. Bu sorunu çözmek istiyorsak, birlikte meşakkatli, uzun ve şüphesiz yorucu bir yol bizleri bekliyor olacak.
Mem ÖZATLI
mem_ozatli@hotmail.com

Haber Merkezi: 0-488 213 19 97 | Faks: 0-488 212 58 88 | Yazılım ve Teknik Destek: CM Bilişim














